Feb 04 2010

Arınç olayı – Oktay EKŞİ – Hürriyet

(author unknown) tarafından Equ Says altında yayınlandı.

Arınç olayı


BÜLENT Arınç bilindiği gibi bir “hukukçu”dur.

Bu niteliğinin de sağladığı avantajı kullanarak - biraz da inat olsun diyeyaklaşık 5 yıl süreyle TBMM Başkanlığı yapmış, deneyimli bir politikacıdır. Kendi iddiasına göre hem üslubuna egemen biridir, hem de insan ilişkilerinde çok dikkatlidir.


Ama bu son değerlendirmede bir yanlışlık olduğu önceki gece yine ortaya çıktı:

Önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı yapılabilecek en büyük saygısızlıklardan birinin faili oldu.

Dünkü gazetelerde ayrıntıları vardı:

Başbakan Yardımcısı Arınç önceki akşamki görüşmeleri yöneten CHP’li Başkanvekili Güldal Mumcu’nun dinlenmesine ve çalışmasına tahsis edilen odaya girerek Güldal Mumcu’ya önce  “Hanımefendi oturumu iyi yönetemiyorsunuz veya oturumu niçin iyi yönetmiyorsunuz?” demiş. Aralarında bu yüzden tartışma çıkmış. O arada Mumcu’yu “parti militanı” gibi hareket etmekle suçlamış. Kendi beyanına göre son olarak, “Bu gidiş kötüye gidiştir, ben sizi sadece ikaz ediyorum; içtüzüğe uyacaksınız!” diyerek odadan çıkmış.

Güldal Mumcu bunun ardından birleşimi tekrar açınca milletvekillerine hitaben kısa bir konuşma yapmış. Tutanaklara göre:

“Sayın milletvekilleri, sizlerle bir konuyu paylaşmak istiyorum:

Biliyorsunuz -hâlâ da uygulanıyor zannediyorum- ülkemiz yasama, yürütme ve yargı bağımsızlığına dayanılarak yürütülüyor. Şu anda yasamayı temsilen burada bulunuyorum. Ama yürütmenin yasamaya baskı yapma hakkı hiçbir zaman yoktur. (AK Parti sıralarından ‘Nereden çıktı?’ sesleri, CHP sıralarından alkışlar) Ama demin, Bakanlar Kurulu üyesi bir bakan, Başbakan Yardımcısı Sayın Arınç makam odasına gelip, nasıl yöneteceğim konusunda bana talimat vermeye kalkıştı. Bunu şiddetle kınıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Bu, son zamanlarda uygulanmaya konulan, uygulanagelmeye başlayan yürütmenin yasama üstündeki bir baskısının ikinci bir tezahürüdür, bunu şiddetle kınıyorum!” demiş.

Size yukarıda sadece haber sütunlarında da okuyacağınız olayı anlattık. Çünkü bu olay, “Millet iradesinin Meclis’in Başkanlık odasında te’dip edilişinin (yola getirilişinin) ikinci örneği” olarak tarihe geçti.

(Birincisi bildiğiniz gibi Başbakan Tayyip Erdoğan’ın TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’i görevi başında azarlamasıyla yaşanmıştı.)

Bülent Arınç’ın dün kendisini savunma amacıyla söylediklerinin hiçbiri, maalesef yukarıdaki inanılmaz kusuru örtmeye ve unutturmaya yetmemektedir. Örneğin “Ben Başbakan Yardımcısı değil, milletvekili sıfatımla gittim” sözü de, “Müzakereler gereksiz yere uzamasın diye uyarmak istedim” bahanesi de beş paralık değer taşımamaktadır. Çünkü herkes gibi bunca yıldır “milletvekili” sıfatını taşıyan Arınç da bilir ki, Başkan’ın tarafsızlığından şikayeti olan millletvekili bunu usulünce Genel Kurul’a getirir, konu tartışılır ve karara bağlanır.

TBMM üyelerini, demokrasinin o kutsal kurumunun saygınlığını korumaya çağırıyoruz.

Henüz yorum yapılmadı.

Feb 01 2010

HABERTÜRK EKONOMİ – KÖPRÜ GEÇİŞLERİNDE BANK ASYA KIYAĞI! – HTEKONOMİ HABER

(author unknown) tarafından Equ Says altında yayınlandı.

Ahmet Çelik
KÖPRÜ GEÇİŞLERİNDE BANK ASYA KIYAĞI!
01 Şubat 2010 Pazartesi, 09:19

İstanbul’daki iki Boğaz Köprüsü’nden (Atatürk ve Fatih Sultan Mehmet) artık nakit para ile geçilmiyor. Ya OGS’niz ya da KGS’niz olmak zorunda. Bunun içinde bu iki köprüyü kullanan herkes bu iki seçenekten birini  seçmek zorunda. Her iki köprüden de  Anadolu Yakası’ndan,  Avrupa Yakası’na geçerken ücret ödeniyor. Bu nedenle KGS veya OGS’nizin kredisi bittiğinde sadece Anadolu Yakası’nda ödeyebiliyorsunuz. Mesai saatleri içinde OGS’nizi de KGS’nizi de bu dolum merkezinden ödeyebiliyorsunuz. Buraya kadar herşey normal gibi gözüküyor.
Ancak uzun zamandır Anadolu Yakası’ndaki KGS ve OGS dolum merkezlerinde önemli bir sorun yaşanıyor.  Mesai saati bitiniden sonra tüm gişeler kapanıyor. Sadece Bank Asya’nın gişesi sabaha kadar hizmet veriyor.  Başka bir bankadan veya köprü dolum merkezinden aldığınız kartları Bank Asya’dan da dolduramıyorsunuz. Mutlaka Bank Asya’nın kendi KGS kartını almak zorundasınız. Bunun içinde 3 TL’si kart, 27 TL’si de geçiş ücreti olmak üzere 30 TL ödemek zorundasınız. Bu anlamda tüketiciler, özellikle de KGS’sini Bank Asya’nın dışındaki bir oluşumdan alan tüketiciler mağdur duruma düştükleri için şikayetçiler. Öncelikle nedense haksız bir rekabet yaratılmış. Bank Asya’nın sabaha kadar açık olduğu bir yerde neden bir gişe de diğer dolumlar için açık tutulmaz?  Böylece ortada KGS kartlar kirliliği yaratılmakta ve Bank Asya’ya garip bir fırsat yaratılmaktadır. Tüketicilerin büyük bir bölümü Bank Asya gişesinden aldıkları KGS’leri 27 TL’si bittiktek sonra bir daha kullanmadıklarını diğer  kendi KGS’lerini kullanacakları söylüyorlar. Bu durumda Bank Asya’dan aldıkları kart için boşu boşuna 3 TL ödeniyor. O köprülerden binlerce araç geçiyor. Tek geçiş için binlerce tüketici Bank Asya’ya bir daha kullanamayacakları kart için 3 TL ödemiş oluyorlar. Karayolları’nın bu haksız rekabeti neden yarattıkları konsunda bir açıklaması olması gerekiyor.  Oraya diğer kartlar için bir gişe daha açılamaz mı, ya da tüketcilerin kendi kartlarını kendilernin doldurabilecekleri bir sistem getiremez mi? Sanırım bu sorulara ilgililer bir yanıt verir.

acelik@cyh.com.tr

Henüz yorum yapılmadı.

Feb 01 2010

HABERTÜRK EKONOMİ – KÖPRÜ GEÇİŞLERİNDE BANK ASYA KIYAĞI! – HTEKONOMİ HABER

(author unknown) tarafından Equ Says altında yayınlandı.

Ahmet Çelik
KÖPRÜ GEÇİŞLERİNDE BANK ASYA KIYAĞI!
01 Şubat 2010 Pazartesi, 09:19

İstanbul’daki iki Boğaz Köprüsü’nden (Atatürk ve Fatih Sultan Mehmet) artık nakit para ile geçilmiyor. Ya OGS’niz ya da KGS’niz olmak zorunda. Bunun içinde bu iki köprüyü kullanan herkes bu iki seçenekten birini  seçmek zorunda. Her iki köprüden de  Anadolu Yakası’ndan,  Avrupa Yakası’na geçerken ücret ödeniyor. Bu nedenle KGS veya OGS’nizin kredisi bittiğinde sadece Anadolu Yakası’nda ödeyebiliyorsunuz. Mesai saatleri içinde OGS’nizi de KGS’nizi de bu dolum merkezinden ödeyebiliyorsunuz. Buraya kadar herşey normal gibi gözüküyor.
Ancak uzun zamandır Anadolu Yakası’ndaki KGS ve OGS dolum merkezlerinde önemli bir sorun yaşanıyor.  Mesai saati bitiniden sonra tüm gişeler kapanıyor. Sadece Bank Asya’nın gişesi sabaha kadar hizmet veriyor.  Başka bir bankadan veya köprü dolum merkezinden aldığınız kartları Bank Asya’dan da dolduramıyorsunuz. Mutlaka Bank Asya’nın kendi KGS kartını almak zorundasınız. Bunun içinde 3 TL’si kart, 27 TL’si de geçiş ücreti olmak üzere 30 TL ödemek zorundasınız. Bu anlamda tüketiciler, özellikle de KGS’sini Bank Asya’nın dışındaki bir oluşumdan alan tüketiciler mağdur duruma düştükleri için şikayetçiler. Öncelikle nedense haksız bir rekabet yaratılmış. Bank Asya’nın sabaha kadar açık olduğu bir yerde neden bir gişe de diğer dolumlar için açık tutulmaz?  Böylece ortada KGS kartlar kirliliği yaratılmakta ve Bank Asya’ya garip bir fırsat yaratılmaktadır. Tüketicilerin büyük bir bölümü Bank Asya gişesinden aldıkları KGS’leri 27 TL’si bittiktek sonra bir daha kullanmadıklarını diğer  kendi KGS’lerini kullanacakları söylüyorlar. Bu durumda Bank Asya’dan aldıkları kart için boşu boşuna 3 TL ödeniyor. O köprülerden binlerce araç geçiyor. Tek geçiş için binlerce tüketici Bank Asya’ya bir daha kullanamayacakları kart için 3 TL ödemiş oluyorlar. Karayolları’nın bu haksız rekabeti neden yarattıkları konsunda bir açıklaması olması gerekiyor.  Oraya diğer kartlar için bir gişe daha açılamaz mı, ya da tüketcilerin kendi kartlarını kendilernin doldurabilecekleri bir sistem getiremez mi? Sanırım bu sorulara ilgililer bir yanıt verir.

acelik@cyh.com.tr

Henüz yorum yapılmadı.

Jan 27 2010

Bayındır Sağlık Grubu

(author unknown) tarafından Equ Says altında yayınlandı.

Genel Bilgiler

   Dünya Küçülüyor Risk Artıyor   

   Dudaklar Doluyor Kırışıklar Kayboluyor

   Bel Fıtığı

   Kolonoskopiye Hazırlık

   Doğum Sonrası Başarılı Emzirme Kılavuzu

   Benler

   Gastroözofajeal Reflü Hastalığı

   Genel Cerrahi ve Laparoskopi

   Anestezi Hakkında Merak Ettikleriniz

   Metabolik Hastalıkların Taranması

   Perkütan Endoskopik Gastrostomi(PEG)

   Şişmanlık ve Beslenme

   YenidoğanTaburcu Kartı

   Yenidoğan Bakım Rehberi

 

   Merkezler

   Sağlıklı Zayıflama Merkezi

   Uyku Bozuklukları Merkezi

   Ağrı Merkezi

   Evde Bakım Merkezi

   Fizik Tedavi Merkezi

   Menapoz Merkezi

Henüz yorum yapılmadı.

Jan 27 2010

Askeri Emniyet ve Kaza Önleme Talimatnamesi

(author unknown) tarafından Equ Says altında yayınlandı.

Shared by *Equilibrium
İşte size kozmik odadan çıkan çok önemli belge.
1. Dolu tüfekle koğuşa çıkmayacağım
2. Doldur boşalt yerinde rütbeli nezaretinde tüfeğimi boşaltacağım.
3. Tüfeğimi boşalttıktan sonra serçe parmağımla namlu fişek yatağını kontrol edeceğim.
4. Emir verilmeden tam dolduruş yapmayacağım.
5. Çıplak kablo ucu ve kopmuş tele rastladığımda kesinlikle dokunmayacağım, en yakın amirime bildireceğim.
6. Prizlere tel, çivi, kasatura ucu, harbi gibi cisimler sokmayacağım.
7. Islak elle priz ve elektrik düğmelerine dokunmayacağım.
8. Kesinlikle tüp gaz düğmeleri ve tüp dedantörü ve bağlı hortumları ile oynamayacağım.
9. Sobayı benzin mazot gibi maddelerle yakmayacağım.
10. Yanmış, patlamış ampulleri amirime bildireceğim, kesinlikle kendim takmayacağım.
11. Yanık sigarayı görev odasına veya pencereden dışarı atmayacağım.
12. Terli terli su içmeyeceğim.
13. Reçetesiz ilaç kullanmayacağım.
14. Yüzme bilsem dahi, deniz gölet ve her türlü akarsuya rütbeli personel başımda olmadan girmeyeceğim.
15. Araçların yakınında ve altında yatmayacağım.
16. Ambulans gibi kapalı araçların içinde uzun süre oturmayacağım ve uyumayacağım.
17. Mutfakta kullandığım, bıçak, satır, çatal, kaşık gibi aletleri işim bittikten sonra yerine bırakacağım.
18. Hamamda kayabileceğimi düşünerek itinalı yürüyeceğim.
19. Elektrik direklerine tırmanmayacağım.
20. Hamamda sabuna basıp düşmeyeceğim.
21. Hamamda yere düşen sabunu alıp yerine koyacağım.

Henüz yorum yapılmadı.

Jan 27 2010

Sivil vesayetin önlenemez çekiciliği – Cüneyt ÜLSEVER – Hürriyet

(author unknown) tarafından Equ Says altında yayınlandı.

Sivil vesayetin önlenemez çekiciliği


DÜN belirttim. AKP’nin 22 Temmuz (2007) sonrası hızla “sivil vesayet”e kaydığını, liderinin “otokrat” eğilimlerinin daha fazla açığa çıkmaya başladığını düşünenlerdenim.

Bu saptamamın gerekçeleri şunlardır:

1) Paylaşım Savaşı’nı henüz tamamlamamış ülkemizde, demokrasi henüz genlerimize yerleşmediği için, mutlak çoğunluğu ele geçiren her unsur devlet aygıtının da tüm organlarını ele geçirerek ülkeyi vesayeti altına alma gayretine düşer. Tek başına iktidarı ele geçirdikleri dönemlerde Menderes, Demirel, Özal da bu zaafı göstermişlerdir.

2) Ayrıca Erdoğan aldığı formal veya çevre eğitimi gereği bilginin üretiminde “tek doğru” ve “tek bilen”i esas alan geleneğin mümtaz temsilcisidir. Okul, ev, mahallede alınan bu eğitime göre “otorite” çevresine “doğru” olanı beyan eder, cemaat bu beyanı sorgusuz-sualsiz kabul eder. Otoriteyi sorgulamak günah, hadi abartmayalım terbiyesizliktir.

3) AKP iktidar mücadelesi verirken aynı zamanda, Marksist bir tabire sığınırsak, sınıf mücadelesi vermektedir. Mücadele ideolojiktir, dolayısı ile hukuk siyasi mücadelenin ardından gelir.

* * *

Gerçek ayrıntıda gizlidir. Birkaç saptama:

1) Başbakan Memur-Sen’in “Uluslararası Demokrasi Kongresi”nde demokrasi adına esti, gürledi. İktidara oldukça yakın durduğu bilinen Memur-Sen’in üye sayısı 2002’de 42.000 iken, 2008’de 315.000’e yükselmiş! KESK’inki 39.000 azalmış! (Kaynak: Binnaz Toprak: “Türkiye’de Farklı Olmak, Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler”-2008) Belli ki, AKP döneminde memurlar “durumdan vazife çıkararak” Memur-Sen’e üye olma yarışına girmişler. 2002-08 aras ı 278.000 memur böyle düşünmüş! 39.000 memur da Hükümet’e muhalefet eden KESK’ten kaçmış!

2) Başbakan her fırsatta garip-gurebadan bahseder ama eylemci Tekel işçilerine etmediği eziyet kalmadı. Zaten, sevmediği seçmene de “Al ananı git” demekten hiç rahatsız olmamıştı. Hükümet’e egemen zihniyeti en iyi Maliye Bakanı’nın şu sözleri ele veriyor:

 “(Tekel eylemi ile ilgili olarak) Hükümetimizin varsa bir hatası, işçilerimize karşı merhamet beslemesidir.”

“Merhamet!” Ne kadar aşağılayıcı bir kelime!

 İngiltere’de eğitim almış ama Başbakanı’nın emrinden milim şaşmayan Şimşek, Hükümet’i üstün güç, işçileri ise tebaa olarak görüyor. Şimşek’in algılamasına göre devlet işçilere emekleri karşılığı maaş değil, ulufe dağıtan bir aygıt! İşçilerin hak aramak ne hadlerine?

* * *

3) Başbakan, Aydın Doğan’ı hedef almaya başladığı dönemde aynen “Senin maaşlı köşe yazarların, silahşorların var... Benim yok”, demişti (08.09.08). Onun bakış açısına göre bakanları, müsteşarları, genel müdürleri özgün fikre sahip olamazlar! Aydın Doğan da aynen bu mantığa sahip olmalı ve bize ne yazacağımızı her sabah tebliğ etmeli.

4) Zaten aynı Başbakan sık sık “Benim bakanım”, “Benim genel müdürüm”, “Benim müsteşarım” diyerek adamlarını lütfederek yüksek makamlara getirdiğini açıkça beyan ediyor. İşin üzücü yönü bu kişiler bu sözlerden alınmıyorlar.

5) Erklerin ayrılığını sık sık diline dolayan Yürütme’nin Başı (Recep Tayyip Erdoğan), Yasama’nın Başkanı’nı (Mehmet Ali Şahin) TV önünde azarlamaktan da zerre kadar rahatsız olmuyor. Meclis Başkanı’na TBMM önünde diskur çeken Başbakan “Siz mi susturacaksınız, ben mi susturayım?” (14.12.09) derken esasında “Bu makama seni ben getirdim, gereğini yap, yapamıyorsan ben yaparım” diyor. TBMM’nin itibarı ile oynadığının, hatta kendisini aynı zamanda hem Yürütme, hem de Yasama’nın başı olarak gördüğünün farkında değil!

* * *

Başbakan bu dönemde bu tartışmayı neden körüklüyor? Yarın!

Henüz yorum yapılmadı.

Jan 27 2010

Sivil vesayetin önlenemez çekiciliği – Cüneyt ÜLSEVER – Hürriyet

(author unknown) tarafından Equ Says altında yayınlandı.

Sivil vesayetin önlenemez çekiciliği


DÜN belirttim. AKP’nin 22 Temmuz (2007) sonrası hızla “sivil vesayet”e kaydığını, liderinin “otokrat” eğilimlerinin daha fazla açığa çıkmaya başladığını düşünenlerdenim.

Bu saptamamın gerekçeleri şunlardır:

1) Paylaşım Savaşı’nı henüz tamamlamamış ülkemizde, demokrasi henüz genlerimize yerleşmediği için, mutlak çoğunluğu ele geçiren her unsur devlet aygıtının da tüm organlarını ele geçirerek ülkeyi vesayeti altına alma gayretine düşer. Tek başına iktidarı ele geçirdikleri dönemlerde Menderes, Demirel, Özal da bu zaafı göstermişlerdir.

2) Ayrıca Erdoğan aldığı formal veya çevre eğitimi gereği bilginin üretiminde “tek doğru” ve “tek bilen”i esas alan geleneğin mümtaz temsilcisidir. Okul, ev, mahallede alınan bu eğitime göre “otorite” çevresine “doğru” olanı beyan eder, cemaat bu beyanı sorgusuz-sualsiz kabul eder. Otoriteyi sorgulamak günah, hadi abartmayalım terbiyesizliktir.

3) AKP iktidar mücadelesi verirken aynı zamanda, Marksist bir tabire sığınırsak, sınıf mücadelesi vermektedir. Mücadele ideolojiktir, dolayısı ile hukuk siyasi mücadelenin ardından gelir.

* * *

Gerçek ayrıntıda gizlidir. Birkaç saptama:

1) Başbakan Memur-Sen’in “Uluslararası Demokrasi Kongresi”nde demokrasi adına esti, gürledi. İktidara oldukça yakın durduğu bilinen Memur-Sen’in üye sayısı 2002’de 42.000 iken, 2008’de 315.000’e yükselmiş! KESK’inki 39.000 azalmış! (Kaynak: Binnaz Toprak: “Türkiye’de Farklı Olmak, Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler”-2008) Belli ki, AKP döneminde memurlar “durumdan vazife çıkararak” Memur-Sen’e üye olma yarışına girmişler. 2002-08 aras ı 278.000 memur böyle düşünmüş! 39.000 memur da Hükümet’e muhalefet eden KESK’ten kaçmış!

2) Başbakan her fırsatta garip-gurebadan bahseder ama eylemci Tekel işçilerine etmediği eziyet kalmadı. Zaten, sevmediği seçmene de “Al ananı git” demekten hiç rahatsız olmamıştı. Hükümet’e egemen zihniyeti en iyi Maliye Bakanı’nın şu sözleri ele veriyor:

 “(Tekel eylemi ile ilgili olarak) Hükümetimizin varsa bir hatası, işçilerimize karşı merhamet beslemesidir.”

“Merhamet!” Ne kadar aşağılayıcı bir kelime!

 İngiltere’de eğitim almış ama Başbakanı’nın emrinden milim şaşmayan Şimşek, Hükümet’i üstün güç, işçileri ise tebaa olarak görüyor. Şimşek’in algılamasına göre devlet işçilere emekleri karşılığı maaş değil, ulufe dağıtan bir aygıt! İşçilerin hak aramak ne hadlerine?

* * *

3) Başbakan, Aydın Doğan’ı hedef almaya başladığı dönemde aynen “Senin maaşlı köşe yazarların, silahşorların var... Benim yok”, demişti (08.09.08). Onun bakış açısına göre bakanları, müsteşarları, genel müdürleri özgün fikre sahip olamazlar! Aydın Doğan da aynen bu mantığa sahip olmalı ve bize ne yazacağımızı her sabah tebliğ etmeli.

4) Zaten aynı Başbakan sık sık “Benim bakanım”, “Benim genel müdürüm”, “Benim müsteşarım” diyerek adamlarını lütfederek yüksek makamlara getirdiğini açıkça beyan ediyor. İşin üzücü yönü bu kişiler bu sözlerden alınmıyorlar.

5) Erklerin ayrılığını sık sık diline dolayan Yürütme’nin Başı (Recep Tayyip Erdoğan), Yasama’nın Başkanı’nı (Mehmet Ali Şahin) TV önünde azarlamaktan da zerre kadar rahatsız olmuyor. Meclis Başkanı’na TBMM önünde diskur çeken Başbakan “Siz mi susturacaksınız, ben mi susturayım?” (14.12.09) derken esasında “Bu makama seni ben getirdim, gereğini yap, yapamıyorsan ben yaparım” diyor. TBMM’nin itibarı ile oynadığının, hatta kendisini aynı zamanda hem Yürütme, hem de Yasama’nın başı olarak gördüğünün farkında değil!

* * *

Başbakan bu dönemde bu tartışmayı neden körüklüyor? Yarın!

Henüz yorum yapılmadı.

Jan 27 2010

Oynanan oyunlar ve gerçek bir olay – Tufan TÜRENÇ – Hürriyet

(author unknown) tarafından Equ Says altında yayınlandı.

Oynanan oyunlar ve gerçek bir olay


BUGÜN size Türkiye’deki bazı misyonerlerin veya piyonların oyunlarını bozacak bir olay anlatmak istiyorum.

Milliyet Gazetesi’nde çalıştığım yıllarda tanık olduğum bir olay...


 12 Eylül 1980 darbesi olmuştu.

 Darbeyi yapan cuntanın başı Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’di.

 Parlamento feshedilmiş, Ecevit ile Demirel Gelibolu Hamzakoy’de, Erbakan ile Türkeş de İzmir Uzunada’da gözetim altına alınmıştı.

 Türkiye’nin tamamında sıkıyönetim ilan edilmişti.

 Asker ve polis hemen seri operasyonlara başlamış, çok sayıda insan gözaltına alınmıştı.

 Gazeteler için de askeri dönemlerin bildiğimiz kuralları işletiliyor, haberler yasaklanıyordu.

 Gazeteci olarak sıkıcı ve karanlık baskı günleri yaşıyorduk.

 Herkes, özellikle de aydınlar endişe içindeydi. Ortalıkta yoğun söylentiler dolaşıyordu.

 Bunlardan biri bizi çok fazla ilgilendiriyordu.

 Cuntanın başı Kenan Evren Milliyet yazarı Mümtaz Soysal’a Fatsa’da sosyalist bir yönetim kuran belediye başkanı Terzi Fikri olayına destek verdiği gerekçesiyle çok kızıyordu.

 Hatta duyumlarımıza göre Mümtaz Soysal’ın tutuklanıp cezaevine konması için emir vermişti. 

 Mümtaz Soysal polisler tarafından alınıp götürülmeyi bekliyordu.

* * *

 O dönemde Milliyet Ankara Bürosu’nun başında Orhan Tokatlı vardı.

 Tokatlı, Mümtaz Soysal’ı, derdest edilip götürülürken çocukları kendisini görmesin diye evinde kalmaya ikna etmişti.

 Hepimiz Mümtaz Hoca’nın tutuklanmasını engellemek için çırpınıp duruyorduk ama elimizden bir şey gelmiyordu.    

 O sırada Mehmet Barlas da Milliyet’te başyazardı ve Kenan Evren’le arası iyiydi.

 Orhan Tokatlı, Mehmet Barlas’ı aradı ve Evren’le konuşmasını rica etti.

 Barlas hemen kabul etti ve bir gezide Evren’le konuştu.

 Evren’e Mümtaz Soysal’ın çok değerli bir bilim adamı olduğunu, kendisinin tutuklanmasının yurtdışında da olumsuz etkiler yaratacağını söyledi ve mümkünse tutuklanmamasını rica etti.

 Evren “Peki, gereğini yapacağım” deyip Mümtaz Soysal’a dokunulmaması için talimat verdi.

 Mümtaz Soysal cezaevine girmekten Mehmet Barlas’ın sayesinde kurtulmuş oldu.  

* * *

 Darbe iddialarının gündemi kapladığı, akıl almaz iddiaların ortaya atıldığı, gazetecilerle ilgili yanlışlarla dolu abuk sabuk listelerin yayınlandığı bugünlerde yaşadığımız bu olay aklıma geldi.

 12 Mart 1971 muhtırasından sonraki askeri dönemde cezaevine konulan ve yargılanan, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra da cezaevine girmekten Mehmet Barlas sayesinde kurtulan Mümtaz Soysal şimdi darbe yanlısı olmakla suçlanıyor.

 Aralarında benim de olduğum darbecilerin faydalanmayı umduğu 137 kişilik gazeteciler listesinde onun da adı var.

 Taraf Gazetesi, abuk sabuk bu listeyi bazı gazetecileri sıkıntıya sokacağını sanarak yayınladı.

 Yanılıyor.

 Ne kadar yanıldıklarını da yukarda anlattığım olay yeterince açıklıyor.

 Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yapılan saldırıların bu ülkeye kazandıracağı bir şey olmayacağını kuşkusuz onlar da biliyorlar.

 Biliyorlar ama onlar yüksek yerlerden gelen emirleri yerine getirmek zorundalar.

Henüz yorum yapılmadı.

Jan 27 2010

TSK’nın kıymetini bilin – Yalçın BAYER – Hürriyet

(author unknown) tarafından Equ Says altında yayınlandı.

Shared by *Equilibrium
Yalçın Bayer
TSK’nın kıymetini bilin


BİNLERCE yıldır bu toprakların semalarında ay-yıldızlı bayrak dalgalanır. Onun gölgesinde aileler kurulur, yaşamlar sürdürülür, insanlar Allah’a olan ibadetlerini yerine getirirler...

O ay-yıldızın hür, bağımsız ve korkusuz nazlı nazlı vatanın ve milletin üzerinde dalgalanmasını ise, yine o milletin bağrından çıkmış olan ordu sağlar.

O ordu, bu aziz topraklarda yaşayan insanların oruçlarını tutmalarını, namazlarını kılmalarını, dualarını ve tüm ibadetlerini boyunduruk altında kalmadan eda etmeleri için; Çanakkale’de 250 bin can verdi. Sarıkamış dağlarında 90 bin kişi olup dondular.

Kollarının birini Yemen’de, bacaklarının birini Hicaz’da bırakarak, Kurtuluş Savaşı’na katıldılar... Sakarya’da, Dumlupınar’da göğüs göğse savaştılar... Son parçalarını da o meydanlarda bıraktılar.

Allah’a şükür o gün bugündür, ne bayrak indi, ne de ezan sesi sustu bu toprakların semalarında...

Yıllardır da dağlardan, ovalardan; tuzaklardan, pusulardan öbek öbek cenazeleri inmekte baba ocaklarına...

Kıbrıs’ta banyoda katledilen Türk bebeklerin, kadınların, kızların, er kişilerin de imdadına onlar koşmuştu...

Selde, depremde, kışta, kıyamette, ayazda, tipide ülkenin dört bir köşesinde yurdu bekleyen yine onlar...

Alçak terör yüzünden kopmuş kolları, bacakları; körelen gözleriyle hiçbir şey olmamışçasına aramıza katılıp tebessüm etmeye çalışanlar da onlar...

Şimdi bunlar kalkacak babalarının, amcalarının, dayılarının, komşularının, hacı emmilerinin gittiği camileri bombalayacaklar ha?

Yapsa yapsa Bosna Hersek’teki Sırp askerlerinin Müslümanlara yaptıklarını yapacaklar ha?

Paramparça olmuş Afganistan bir ordu kurabilmek için önüne gelene muhtaç olmuş, kuramıyor...

Irak’ın ordusu yok, boşluğu Amerikan erleri dolduruyor. Filistin’de de ordu yok... Donanımlı, güçlü İsrail ordusuna karşı, sapanla taşla karşı durmaya çalışan çoluk-çocuk var yıkık binaların köşe başlarında.

Azerbaycan, Ermenistan karşısında onca büyük ekonomik gücüne rağmen henüz gücünü gösterebilecek, caydırıcı olabilecek bir ordu kuramadı... Tüm devletler 21 yüzyıla askerini, ordusunu güpgüçlü yaparak giriyor... Demek ki devletler güvenlikleri açısından pek bir rahat değiller bu vahşi ortamda... İşte bu ahval ve şerait altında, Türk milletini en kutsal varlığı ile yani ordusuyla karşı karşıya getirmenin hain planları uygulamaya sokulmak isteniyor. Dikkat! Düşman Türk Ordusu topraklarımıza giriyor!

Hadi rastgele!                          C.Y.

 

Selamet-felaket

 

GENELKURMAY Başkanı’nın önceki günkü açıklaması malumunuz. Dedi ki, “Sabrımızın da bir sonu var.

Peki, sizce nedir o sabrın sonu? Selamet mi, felaket mi?

Yani, TSK’nın sabrı taşarsa n’olur? Tarihe mi bakalım, yoksa hukuka mı?

                        Göksel AKINCI

 

Hilmi Özkök hep seyretmiş

 

KEVGİRE dönen karargâhtan yine bir darbe planı sızdırılmış... Ne Genelkurmay Başkanı’ymış... Sarıkız, Eldiven, Balyoz vs...

Hepsi, eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök zamanında tasarlanmış, bir kısmı eski Deniz Kuvvetleri’nin bilgisayarından çıktı, ‘Balyoz’ isimli olanı da askeri deyim ile plan, prensip çalışmalarının konusu yapılmış. İstihbarat dünyasını en iyi bilenlerden biri olan Mahir Kaynak, bir gazeteye servis edilen son planda (Balyoz), eklemeler ve değişikliklerin sırıttığını yazdı.

Hilmi Özkök’ün Genelkurmay Başkanlığı’nda, bu sözde darbe planlarının hazırlıklarının yapıldığı zamanda, 4.7.2003 tarihinde, Süleymaniye’de, en seçkin askerlerimizin başına, ABD’nin 1000 dolar aylıklı çapulcu (askerlik tarihinin değerlendirilmesi ile, tecavüzcü ve katil olarak tarihe geçecekler) askerleri tarafından çuval geçirildi; yaklaşık 48 saatten fazla, seçkin askerlerimiz, bu eşkıyaların insafına terk edildi. Hükümet ve Özkök bu zilleti seyretti.

Şimdilerde, liberal toramanlar, bu Genelkurmay Başkanı’nı, ‘demokrat’ olarak yutturmaya çalışıyorlar, neymiş darbe yapılmasını engellemiş... A be susaklar, kendi askerini başlarında çuvalla, ABD’li askerlerin kucağında bırakan bir komutan, hangi gücü ile hangi darbeyi engellemiş olabilir.

 

Yağmasa da gürler...

 

ARINÇ, gazetecilerin Danıştay’ın katsayı kararı ile ilgili sorusu üzerine, “Bayramdan sonra ne Danıştay kalacak, ne Bülent Arınç” dedi. Arınç, bir gazetecinin “Sert olacak o zaman” sözleri üzerine ise “Sert, yumuşak Bülent Arınç bir şey söyleyecek” karşılığını verdi.

Bayram geçti, ses yok.

Tekel işçileri için, devreye girecek gibi oluyor ama Erdoğan’ın tütün işçilerini sert eleştirmesiyle, maç bitecek hâlâ devrede değil. Herhalde gündemde kalmak için magazin siyasetçiliği yapıyor.  Zafer YÖNTEM

 

Düşman hücum ettiğinde...

 

EKRANLARDA üzgün bir Genelkurmay Başkanı görmenin duygusallığı içinde doğrusu ona bu hak etmediği sorumlulukları yüklemenin asla faydası olmayacağını düşündüm. Doğuda hizmet gördüğüm yılları anımsadım ve İstanbul’a yağan 5 santimlik karı... Doğuda karakollarda ve nöbet başında - 40’larda görev yapan Mehmetçik’i düşünerek kararı siz verin. Bir gün termometreyi gazinonun duvarına yapıştırdım, - 38 dereceydi. Komutanıma ‘Bu gece eğitime çıkmayalım, çok tipi ve kar var’ dedim. Yasalar - 15 dereceden sonra eğitimlerin kışlada yapılmasını emretmişti. Rahmetli komutanım bana aynen şu cevabı verdi: “Bölüğü hazırla, düşman hücum ettiğinde derece eksi 38, bu gece savaşmayalım mı diyeceğiz.” ‘Emredersiniz komutanım’ dedim. Tipi ve karda yürüyüş kolunda gecenin karanlığında - 38 derecede Dumlu’ya doğru yol almaya başladık.

İşte bu asker ve bu Mehmetçik bizim askerimizdir, saygı duyarız.

Onun için demokrasi güzeldir, geliniz bu demokrasiyi halkın oy sandığına giderken daha anlı şanlı kullanarak ifadeleştirelim. İşte parolası ‘Vatan’ ve işareti ‘Bayrak’ olan bir ülkenin fertleriyiz. Ne olur germeyelim bu güzel ülkeyi ve üzmeyelim o sevgili candan Genelkurmay Başkanımızı... O ordularımızın bugün Atatürk’ten sonra sırasıyla gelen komutanlarımızdan biridir. Birkaç ay sonra emekli olduğunda ona huzur ve mutluluk ifade eden güzellikler armağan etme mecburiyetindeyiz!

Nejat TAŞKIN

 

GÜNÜN SÖZÜ

 

“Ortada bir darbe siyaseti yok ama darbe ticareti var.”

(Deniz Baykal)

Henüz yorum yapılmadı.

Jan 27 2010

Güngör Uras – Enflasyon Raporu Ayşe Hanım Teyzemi üzdü – Milliyet.com.tr

(author unknown) tarafından Equ Says altında yayınlandı.

Shared by *Equilibrium
Enflasyon Raporu Ayşe Hanım Teyzemi Üzdü
Güngör Uras
Merkez Bankası Başkanı dün Enflasyon Raporu’nu açıkladı. Ayşe Hanım Teyzem açıklamaları TV’den izlemiş. “Başkan uzun uzun konuştu. Benim durumum ne olacak, ben anlayamadım” dedi. Ayşe Hanım Teyzeme anlatmaya çalıştım.
-  Merkez Bankası Başkanı’nın açıklamalarına göre, gıda fiyatları, petrol fiyatları ve de emtia adı verilen dünyada en fazla işlem gören malların fiyatları beklenenin üzerinde artacak. Hükümetin vergiye yaptığı zam da tüketici fiyatlarının yükselmesine yol açacak.
İşte bunun için Merkez Bankası 2010 yılındaki enflasyon tahminini yükseltiyor.
Enflasyon 2010 yılında yüzde 5.50 ile yüzde 8.00 bandı arasında bir yerlere oturacak. 
-  Başkan, Merkez Bankası’nın hedefinin fiyat istikrarı olduğunu tekrarlıyor. Fiyat istikrarı (enflasyonu aşağıda tutmak) için de sıkı para politikası uygulayacaklarını, bunun yeterli olmadığını, Maliye’nin de sıkı maliye politikası uygulaması gerektiğini söylüyor.

Üretimi artırmalıyız
Raporda iç ve dış talebin daraldığı belirtiliyor ama, sıkı para ve maliye politikasına rağmen talebin nasıl canlanabileceğine, talep canlanmadıkça da üretim ve istihdamın nasıl artırılabileceğine hiç mi hiç değinilmiyor.
-  Merkez Bankası raporuna göre sanki, Türkiye’de kriz nedeniyle üretim, istihdam ve yatırımlar gerilememiş. Büyüme devam ediyor. Tek sorun enflasyon. Merkez Bankası, enflasyonu kontrol eder, ötesine karışmaz. Enflasyonu kontrol etmek için uygulanacak politikaların krizden çıkışı, talepteki canlanmayı, üretimi, istihdamı, büyümeyi engelleyip engellememesi Merkez Bankası’nı ilgilendirmez.

Ayşe Hanım’ın işi zor
Ayşe Hanım Teyzem dinledi, dinledi... Sonunda patladı. “Bu anlattıklarına göre 2010 yılında benim durumum daha da kötüye gideceğe benziyor” dedi. Ve başladı yakınmaya:
-  Dolaylı vergi denilen KDV ve ÖTV oranlarındaki artışlar zaten satın alma gücümüzü azaltmıştı. Merkez Bankası raporuna göre, gıda fiyatları, petrol fiyatları da artacak. Merkez Bankası’nın iyimser tahminlerini kabul etsek bile sonunda resmi fiyat artışı yüzde 10’ları bulacak.
-  Demek ki yıl içinde geliri en az yüzde 10 dolayında artmayanların, satın alma gücü daha da daralacak.
-  Piyasa canlanmazsa, üretim artışı başlamazsa işten çıkarılan damat iş bulamayacak. İşvereni kızın ücretine zam yapamayacak. Devlet vergi toplamakta zorlanacağından KDV’yi daha çok artıracak.
Ayşe Hanım Teyzem uzun uzun yakındıktan sonra, “Ben yakınıyorum... Mutlu olan var mı?” diye sordu. “Olmaz olur mu?” diye cevapladım.
-  Merkez Bankası Başkanı “finans piyasalarının oyuncuları” özellikle Türkiye’de paradan para kazananlar için müjdeli haberi verdi. Açık açık söylemedi ama “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” diyerek, döviz fiyatının aşağıda ve sabit tutulacağının, faizlerin yatırımcıları memnun edecek çizgide olacağının işaretini verdi.

Henüz yorum yapılmadı.

Sonraki »